|
Referandum için en uygun savsözün ne olması gerektiği konusunda düşünürken en uygununun "saltanata hayır" olması gerektiğini düşündüm. Kanımca iletişim kanallarının büyük ölçüde siyasal iktidarın denetiminde olduğu, denetim dışında kalanların da büyük baskılar altında kaldığı günümüzde tüm muhalefetin birlikte ortak bir söylemle hareket etmeleri gerekmektedir. Böylece iletişim bombardımanı ile sersemletilmeye çalışan kararsız kesimler daha doğru karar vermeye yönlendirebilecektir. Bağımsız Cumhuriyet Partisinin referanduma ilişkin duyurusunda da belirtildiği gibi yapılacak olan referandum değil, siyasi iktidarın amaçladığı rejim değişikliğinin tam ve geri dönüşsüz biçimde gerçekleştirilebilmesi için plebisittir. Yeni rejimin tüm İslami söylemlere karşın temel özelliği bugüne kadarki uygulamaların da gösterdiği gibi despotizmdir. Bürokratik kadroları militanlaştırmış, orduyu etkisizleştirmiş ve yargıyı da kendine tümüyle bağlamış bir siyasi iktidarı, var olan siyasi parti ve seçim yasaları dolayısı ile parlamento da dengeleyemez. Siyasi partilerde milletvekili adaylarını parti başkanlarının belirlemesi ve yüksek seçim barajları toplumun iradesinin parlamentoya yansımasını etkileyen önemli yan etkenlerdir. Kanımca temel etken ise toplumun üretim biçimi ve örgütlenme yapısıdır. Üretimle bağı giderek zayıflayan toplumumuzda dış kaynaklara bağımlılık giderek artmakta ve örgütlenme düzeyi ve etkinliği düşmektedir. Bu yapı, iç dinamiklerin siyasi üst yapıyı belirlemesinde zayıflatıcı bir etki yapmaktadır. İletişim kanallarının çok büyük ölçüde siyasi iktidarın ve tekelci sermayenin elinde olması dolayısı ile de demokratik değişim olasılığının giderek ortadan kalktığı bir döneme doğru gitmekteyiz. Seçim kurullarının tümüyle hükümetin emrinde olduğu, belli bölgelerde siyasi partilerimizin propaganda yapmalarının bile engellendiği bir ortamda demokratik anlamda seçimlerin yapılması bile söz konusu olamayacaktır. Siyasi iktidar, aç kalmama endişesi ile kamunun sosyal yardımlarıyla desteklerinden yararlanan ve giderek büyüyen toplumun belli bir kesiminin desteğini kısmen alabilmektedir. Toplumu, dini, mezhepsel ve etnik yönlerden ayrıştırma politikası izleyen hükümetin, ayrışmalar belli bir noktayı aşıp toplum kesimlerinin birbirlerine düşmanlaşması sonucunda ise arabulucu rolüne soyunarak barışçı ve uzlaştırıcı izlenim vermeye çalıştığı görünmektedir. Can ve mal güvenliği konusunda her geçen gün endişesi artan toplumun daha otokratik eğilimlere yönelmesi ya da yaygın iç çatışmalara girmesi olasılığı artmaktadır. Siyasi iktidar, bir yandan etnik çatışmaların tüm sorumluluğunu orduya yıkarak onu denetim altına almaya çalışırken, diğer yandan da içeriğini açıklamadığı açılım politikası ile gizli bir gündeme sahip olduğunu göstermektedir. Hızla zenginleşen AKP yöneticilerinin dışında toplumun büyük bölümünün yoksullaştığı dikkate alındığında getirilmek istenen yeni rejimin belli bir kişiye/gruba bağlı SALTANAT rejimi olacağı açıktır. Devletçe verilerin çarpıtılmasına ve tüm medya desteğine karşın ekonomide, iş olanaklarında, yoksulluk ve yolsuzluğu önlemede, iç ve dış politikada, eğitimde, sağlıkta, can ve mal güvenliğinde, sosyal güvenlikte ciddi başarısızlıklar toplumumuzda daha fazla dikkati çekmektedir. Ülkenin varlıklarının satılarak parti yöneticilerinin zenginleştirilmesi dışında hemen her konuda başarısız olan mevcut iktidardan demokratik yollarla kurtulabilmek ve daha ağır bedeller ödememek için referandumda "HAYIR" oyu kullanılması yaşamsal önemdedir. Bunun için de muhalefet partilerinin ortak bir söylemle hareket etmeleri gerektiği düşüncesindeyim. O.Melih Oğuz 7.08.2010 |